› Dini Sohbet

› İşkur

› Sosyal Güvenlik Kurumu

› Trabzon Belediyesi

› Trabzon M. Eğt.

› Trabzon Valiliği

› Trabzonspor

Genç Futbolcu Mezarlığı!..

16 Ocak 2012, 10:09:52:
Adnan SUNGUR
Çocukluğumda 1. Lig takımlarında bir yabancı futbolcu oynuyordu. Gençliğimde ise sayı 3’e çıkmıştı. Derken 5 yabancı futbolcu dönemi başladı. Yetmedi 5+1 ve 6+2 uygulanmaya konuldu. Futbolumuzu yönetenler, basiretsiz, bilgisiz, yetersiz, yeteneksiz, futbol topunu görse kabak zannedecek olanların esiri olarak yabancı sayısını sürekli yükseltirken, son olarak rakam 6+2+2’ya çıktı.
Bu da yetmedi, futbol fukarası birçok yöneticiye... Onlar yabancının tümüyle serbest olmasını istedi ve bunu başardılar. Şimdi Spor Toto Süper Ligi, yabancı çöplüğüne döndü. Bunun sonucu olarak da Bank Asya 1. Liginde, hatta 2. ve 3’üncü liglerde yıldız eskisi isimleri sıkça görür hale geldik. Bank Asya 1. Ligini izlerken; Futbolcu Tarlaları olan kulüpler bile yıldız eskisi çöplüğüne dönüştüğüne tanık oluyoruz.  
Yıldız eskileri de ne yapsın! Süper Ligi yabancılar istila edince, bir alt lige inmekten başka çare bulamamışlar. Aslında Bank Asya’da da yabancı sayısı artıyor. Bu yıldız eskilerinin büyük bölümünü birkaç yıl sonra 3. Ligde görürsek şaşırmamalıyız. Ama onları suçlamam söz konusu değil, yazık ki bu sistem onları ayağa düşürüyor!
 Bank Asya’daki takımlarda genç bir yetenek arıyorum ama nafile... Çünkü hepsi gölgede...
Ve biz neden futbolcu yetişmiyor diye hayıflanıyoruz. Suçu gençlere, internet çağına, sokak aralarında top oynayacak yer kalmadığına buluyoruz.
Aynaya bakmıyoruz.
 Aslında gençlere güvenmeyenleri Trabzonspor’da Mustafa Yumlu, Aykut Akgün, Galatasaraylı Semih Kaya, Emre Çolak mahcup etmiyor mu? Bu futbolcuların oynadığı maçlarda Trabzonspor veya Galatasaray, yıldızlarıyla başardıklarından daha mı kötü işler yapıyor.
Ya Ankaragücü!
 Neredeyse A2 takımıyla Mersin’i yenmedi mi, Beşiktaş’a kök söktürmedi mi? Aynı Ankaragücü, anlı şanlı yıldızlarıyla ne yapıyordu?
 Sürünüyordu!
                                                      ***
 Bu noktada altyapıdan oyuncu üreten, genç yıldız adaylarını bulup, Türk futboluna kazandıran, bu arada şampiyonluklara ambargo koyan Trabzonspor’u değerlendirmeliyiz.
Geçmişini inkar edip, bugün en çok yıldız transfer eden Bordo-Mavilileri tablonun neresine koyacağız?
Başta Başkan Sadri Şener ve Teknik Direktör Şenol Güneş olmak üzere yönetimin uyguladığı aşırı tüketim politikasını sorguluyor muyuz? Söze sıra geldiğinde 61’leri toplayacağını, Trabzonspor’u üretken bir kulüp yapacağını söyleyen Başkan Şener’in bugüne kadar bu yönde en küçük bir adımını gören var mı? Sorunlu futbolcuları transfer etme şampiyonu oldu yazık ki... Ya da, ‘yap’ olmadı, ‘boz’ yine olmadı, yeniden ‘yap’ ile birlikte kulübün 100 milyonlarca dolar kaynağı heba edildi.
 Peki Sayın Başkan, transfer ettiği yıldızları elinde tutabildi mi?
 Hayır!
 Nedenini hiç sorguladı mı?
 Sanmam!
 Ne yazık ki Sayın Şener ve onun gibi düşünenlerin elinde Trabzonspor’un altyapısı gün be gün erirken, dışarıdan gelen gençler de yok olup gidiyor.  Vitrin transferleriyle uyutulan toplum ise bunu sadece izlemekle yetiniyor. ‘Üst kimlik’ dedikleri, Trabzonspor’un altı üstüne getiriliyor, haberleri olmuyor.
 
                                                 ***
 Şenol Hoca’ya ne demeli?
 Altyapıda oyuncu olmadığını, ya da bu bölgede yeterli olabilecek futbolcu kalmadığını yakın çevresine söylüyor, yakınıyor. Tamam da, konuşurken filozoflara taş çıkaran Sayın Güneş, teknik direktörlük tarihi boyunca bir tek genç ismi Türk futboluna kazandırabilmiş mi? Trabzonspor altyapısı birçok futbolcu yetiştirdi. Kimi yetenekli, kimi görev adamı ama altyapı sadece Güneş döneminde üretkenlikten uzaklaştı nedense!.
 Son dönemlere bakalım sadece...
 Daha 4 yıl önce, ‘Türkiye’nin en iyisi olacak’ denilen Barış Memiş nerede? Karşıkaya’ya kiralık verildikten sonra doping içeren ilaç kullandığı gerekçesiyle 2 yıl cezalı...
Sakın kimse tüm suçu tek başına Barış’a yüklemesin...
 Trabzonspor’un sistemi de Barış’ları vitrine koymaya ve onları kişilikli birer futbolcu olarak kazanmaya izin vermiyor... O ve onun gibiler de, kenara itildiklerinde savaşacak kimliğe sahip değiller. Yetişme koşulları buna müsait değil. Psikolojileriyle, kültürel altyapılarıyla gelen şöhreti kaldıramama gibi bir sonuçla da karşılaşıyorlar. Barış da bunu yaşadı. Bir daha da ışığı göremedi. Ne sistemle savaşabildi, ne kendini sorgulayabildi.
 Ve o da teslim oldu adaletsiz sisteme...
Barış’tan sonra yıldız olacağı düşünülen Göksu Ahlas da sistemin kurbanı olmadı mı?
Trabzonspor’da 7 kamp geçirip, her birinde olumlu not alan Mustafa Yumlu, geçen sezon ve bu dönem oynadığı tüm maçlarda iyi olmasına rağmen hala üçüncü-dördüncü stoper gibi duruyorsa, her halde kendini sorgulaması gereken kişi Mustafa değil, Şenol Hoca’dır.
Ya Aykut’a ne demeli?
 Zokora, cezalı olmasaydı veya milli maçlar için ülkesine gitmeseydi bu oyuncunun bir tek 90 dakika oynama şansı olacak mıydı? Peki Aykut kötü oyuncu mu? Onu keşfetmek için Zokora’ların ölmesi mi (!) gerekiyor?
 Dışarıdan getirilen gençler için de aslında tablo değişmiyor. Gelen, oynamadan gidiyor, ya da 5-10 dakikada haklarında hüküm veriliyor. Sonuçta hem ekonomi heba ediliyor, hem oyuncu yok oluyor.
Sercan’ı son kupa maçında izledik. Peki Halil’den, Colman’dan ve benzeri isimlerden eksiği varmıydı? Bu tür isimleri sadece sıradan kupa maçlarında mı göreceğiz. Sercan ve gibilere daha büyük sorumluluklar verip, hem kulübün ekonomik kayıplarını önlemek, hem de onları vitrine edip, Türk futboluna armağan etmek çok mu zordur?
 Sanmam!
 Yetenekli gençleri oynatmak, onlar için diretmek ve kazanmak için gerekirse kendini feda etmek gerekir.
 Ki, Türk futboluna gerçek anlamda hizmet edebilesiniz.
 Bunun için de sadece mangal gibi yürek gerek!
                                          ***
 Bu noktada son sözüm yine Şenol Hoca’ya;
 Sizin koşullarınızda yetişmiş bir kişi; eğer yaşamı boyunca yarışmada geriye düşme endişesinin verdiği stresle doğru dürüst bir futbolcuyu kazanabilme cesaretini gösteremedikten sonra, Türkiye nasıl genç futbolcu mezarlığı olmasın ki!
 Ve bir yandan yabancı sayısının azaltılmasını isterken, kendi takımınızda sınırsız yabancı hakkını kullanmaya ‘hayır’ diyemedikten ve sayıyı 13’e çıkardıktan sonra filozofik sözlerinizin ne anlamı olabilir ki! İstediğiniz kadar, ‘Şampiyonluk, amaca giden yolda bir araçtır’ diye konuşun. Eylemleriniz tam tersini söylüyor.
 Umarım bundan sonraki tavrınızla beni yanılırsınız!


Yükleniyor...