|
18 Mayıs 2012 Cuma
› Dini Sohbet› İşkur› Sosyal Güvenlik Kurumu› Trabzon Belediyesi› Trabzon M. Eğt.› Trabzon Valiliği› Trabzonsporİçi Boş “Dindarlık”
“Dindarlık”ın içeriği günümüzde şüphe götürmeyecek şekilde boşaltıldı. Oysa bizler “Akan suda abdest alırken bile suyu israf etmemek gerekir” ilkesinin belirlemiş olduğu bir geleneğin sahibiyiz. Ne var ki modern hayatın getirdiği tüketim kültürü bizi de hakimiyeti içerisine aldı. Belirli markalardan mallara sahip olmak için devasa paralar harcayan insanlar haline geldik. Hepsinden daha kötüsü bu durum farklı gerekçelerle meşrulaştırıldı. Örneğin lüks malların tüketimi; lüks hayatlar ve israf “Müslümanlar her şeyin iyisine layıktır” anlayışı nedeniyle akılcı hale getirip meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Elbiseden, kravata, başörtüsünden, ayakkabıya kadar marka tercihleri ve yönelimleri, artık ihtiyaç sınırlarının çok ötesinde “sınıfsal bir yaşam tarzı”nın içselleştirilmesinin göstergeleri oldu. Oysa modern yaşam tarzının etkisindeki insan gruplarının yiyecekten, içeceğe, giysiden, tatil yerlerine kadar markayı bir takıntı haline getirmesi, İslâm'ın temel ruhu, geleneği ve Müslümanların gerçek dindarlık anlayışıyla aslında hiçbir şekilde uyuşmamaktadır. Ne yazık ki kendini dindar olarak tanımlayan insanlar gündelik yaşantılarında ihtiyaçlarının ötesine geçip israf noktasına varan harcamalarda bulunarak kendilerini dünyevileştiriyorlar. Hal böyle olunca “Müslüman”ı Müslüman yapan özelliklerden kopmuş oluyoruz. Buna bağlı olarak da yaşadığımız şehirdeki insanlardan, ülke insanına, hatta dünya milletlerine İslam adına vereceğimiz bir mesaj kalmıyor. Müslümanların “İslâm son ve hak dindir” gibi idealleştirilmiş mesajlarının ötesinde, yapıp ettikleri ile İslâm'ın dünyaya somut önerilerini iletmesi gerekmektedir. Müslüman olsun ya da olmasın dünyadaki birçok insanın temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı bir ortamda, Müslümanların insanlığın vicdanı olmaları temel bir gerekliliktir. Örnek olarak Irak, Afganistan, Filistin, Afrika’nın çok sayıda ülkesinde yaşanan insanlık dramları yeter.
Öte yandan “marka özentisi”nin bir takıntı haline getirilerek, sınıfsal bir yaşam tarzının Müslümanların hayatına egemen olması oluşu, hırsı ve tüketimi arttırdığı gibi, kanaat etmeyi ve paylaşmayı da günlük yaşantımızdan uzaklaştırmaktadır. Bu da beraberinde zihinlerde yozlaşmayı getirmektedir. Nihayetinde ise toplumumuzun ve dindarlığın giderek dünyevileşmesi “dindar kapitalizm”leri ortaya çıkarmıştır. Ahlaki ilkeler giderek zayıflarken, çeşitli ibadet ve ritüellerle kendisini ve dindarlığını tatmin eden, hatta geceleyin teheccüd namazına bile kalkan; ancak gündelik olaylar, dünya gündemi ve stratejilerden habersiz, dindarlığın görünür boyutuyla netleşen şekilci bir Müslümanlık karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede namaz, oruç, hac, zekat vb. temel emirlerin içerisine sıkıştırılan, ancak ahlak ve kalitenin sorgulanmadığı bir dindarlık çizgisi gelişmektedir. Günümüzde hayat içerisinde toplumsal hayatın her safhasında yapılan işler düşünülmeden ahlak süzgecinden geçirilmeden icra edilmektedir. Yani hayatın ahlakilik bağlamında kalitesi sorgulanmadan maddi seviyeye odaklanmış hayatlar dünyeviliğin baskın olmasına neden olmaktadır. Nihai olarak diyeceğimiz o ki kamusal alanda dini görünürlüklerin artıyor olması dindarlığın kalitesinde de bir artış olduğuna işaret etmemektedir. İçi boşalmış bir dindarlıkta karşı karşıya kaldığımız bu günlerde artık başörtülü, türbanlı bazı bayanların iç çamaşırı defilelerini izlemeye gittiğini gözlemleyebiliyoruz. Artık doğru ile yanlışın birbirine tamamen karıştığı günleri tüketmekteyiz. Dindar olarak tanımlanan insanların seküler zihniyetleri bu çarpık tablonun temel taşları gibi görünmektedir. Sonuç olarak Müslümanların temel yapması gereken şekilcilikten kurtulup gerçek manada ahlaki bir yaşamı temel hareket noktası olarak kabul etmeleridir. Ahlaki ilkelere bağlı olarak da neyin yapılıp neyin yapılamayacağını, nerede durulması gerektiğine dair çizgilerimizi belirlemek durumundayız. Dünyevileşmenin insan hayatına yoğun bir şekilde işlemesine geçit verilmemesi gerekir ki İslami ahlak gerçek manada “Müslüman”a hakim olabilsin. Aksi takdirde daha çok “Ne olacak bu Müslümanların hali?” sorusunu sorarız. Yükleniyor...
|
|